GÜNGÖR KARAUĞUZ


-ANA MENÜ-
______________

  • ANA SAYFA

  • PROFiLiM

  • ARSiV

  • RSS

  • SON YAZILAR

  • BATI KARADENİZ BÖLGESİ ARKEOLOJİ ve ESKİÇAĞ TARİHİ ARAŞTIRMALARI
  • DEVREK LİSESİ ve RÜŞTÜ ONUR
  • SLOVAKYA-BUDAPEŞTE-VİYANA İZLENİMLERİ
  • ESKICAG TARIHI ve UYGARLIGI DERS NOTLARI
  • BİLİMSEL YAYINLARI
  • SÖYLEŞİ
  • DUYURULAR
  • BARCELONA İZLENİMLERİ
  • ROMA İZLENİMLERİ
  • YORUMLAR
  • İVRİZ KAYA ANITLARI ve YAZITLARI
  • BAZI HİTİTÇE METİNLERİN ÇEVİRİLERİ
  • SEÇME KALESİ
  • KARAKÖY AŞAĞI KALE
  • BİLGE KAĞAN-KÖLTİGİN-TONYUKUK ANITLARI (MOĞOLİSTAN)
  • YALBURT HİTİT HAVUZU
  • FASILLAR
  • EFLATUNPINAR ANITI
  • HATIP-KURUNTA ANITI
  • KIZILDAĞ HİYEROGLİF YAZITLARI ve ANITI
  • ANADOLU'DAN İZLENİMLER

    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us


























    ''/></a><br/>


<a href=


    ''/></a><br/>


<a href=
    ŞABLON TASARIM
    Batuhan Barış KARAUĞUZ - Ahmet Melih KARAUĞUZ
    Zirve100 Toplist
    YORUMLAR tarih: 26/2/2007 21:59 kategori: YORUMLAR

    Doğan HIZLAN’ın  24 Şubat 2007 Hürriyet Gazetesi’ndeki Yazısı

    dhizlan@hurriyet.com.tr


    http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6009198&yazarid=4

    sitesinden alınmıştır.

     

     

     

    İnsanın karnı onsuz doymuyor


    Çocukluğumda şehirde satılan en iyi, en lüks ekmeğin cinsi, francala idi.

    Daha sonra, Batı kentlerine gittiğimde ekmek çeşidi benim iştahımı açardı.


    Ekmek kutsal bir yiyecektir, eskiler ona nan-ı aziz (aziz ekmek) derlerdi.

    Oktay Akbal'ın çok sevdiğim, Türk edebiyatının modern klásikleri arasında saydığım Önce Ekmekler Bozuldu kitabının adını anmadan, ekmeğe dair tek satır yazılmaz.

    Şimdi İstanbul'da çok çeşitli ekmek satılıyor.

    Ekmekle ilgili iki kitap, sanırım bu konuda, ekmeğin tarihini merak edenlerle, ekmek çeşitlerini öğrenmek, hatta onları evlerinde yapmak isteyenler için yararlı kaynak niteliği taşıyacaklar.

    Biri, Güngör Karauğuz'un Hititler Dönemi'nde Anadolu'da Ekmek, diğeri de Dilistan Çilingiroğlu Shipman'ın Yoğurun, Mayalayın, Pişirin... Ekmek Bir Tutkudur adlı kitabı.

    Artun Ünsal'ın Nimet Geldi Ekine- Türkiye'nin Ekmeklerinin Öyküsü kitabında ekmeğin insan yaşamındaki vazgeçilmez yeri şöyle anlatılıyor: "Roma'da ekmek bedava verilirmiş, buna domuz yağı, şarap da eklenmiş daha sonraları.

    Roma'da işsiz kalanın işsizlik sigortası ekmekmiş.

    Mısırlılar ekmeği bulmuşlar, Romalılar da değirmeni."

    Karauğuz, Giriş
    'inde Anadolu'da ekmeğin tarihini özetliyor: "Anadolu'da ekmek, Neolitik Çağ'la birlikte bilinmekte idi. Nitekim Çayönü/Diyarbakır, Hacılar/Burdur, Çatalhöyük/Konya gibi merkezlerde yaşamış olan Neolitik insanı buğday yetiştiriyor ve yetiştirdiğini öğütebiliyordu. Hitit dünyasında da yüz ellinin üzerinde ekmek çeşidi biliniyor ve tanrılar için hazırlanıp kült ve bayram törenlerinde sunuluyordu."

    Anadolu'da tahılın değirmenlerde öğütülüşü konusunda bilgiler, çivi yazı metinlerinden öğrenilmiştir.

    Hititler Dönemi'nde ekmek çeşitlerinden, börek-çörek türü ekmeklerden söz edilmektedir.

    Ekmeğin paylaşımı o dönemden beri, bir erdemlilik belirtisi olarak algılanıyordu. Prens Kantuzzili'nin dualarında şöyle ortaya çıkmaktadır: "Ekmek bulduğumda gizlice asla onu yemeyeceğim. Su bulduğumda gizlice onu asla içmeyeceğim."

    Anadolu'da ekmeğin tarihine bilimsel bir bakış.

    Kendi ekmeğinizi pişirebilirsiniz

    Yoğurun, Mayalayın, Pişirin- Ekmek Bir Tutkudur

    Dilistan Çilingiroğlu Shipman

    Boyut Yayın Grubu


    Shipman'ın Ekmek kitabı, Türk ve dünya mutfağından ekmek tarifleri ile, evde ekmek yapmayı sağlıyor.

    Sevim Gökyıldız, "Ekmek..." yazısında insanların çeşitli gerekçelerle ekmek kullanımını azalttığını örneklerle veriyor: "Asırlardır insanoğlunun en önemli besin maddesi ekmek, birden istenmeyenler listesine girdi.

    Örnek olarak Fransa'da yapılan bir ankette, Fransızların kişi başına günlük ekmek tüketiminin 1900'lü yıllarda 900 gram iken, 1950'de 325 gram'a düştüğü, 2000'de ise bu miktarın sadece 160 gram ile sınırlı kaldığı tespit edilmiş.

    Türkiye'de son yılların ortalama rakamı hálá günlük 300-400 gramdır."

    Ekmeğin Hikáyesi
    bölümü, sizi bu konuda bilgilendirecektir. Ekmeğin, insanlık tarihindeki yeri konusunda size tarihi belgeler sunuluyor bu yazıda.

    Sözgelimi, ortaçağlarda, bir savaşa girildiği zaman "Fırıncı" da demir fırınını yanına alarak askerlerle birlikte savaşa giderdi.

    Her zaman sıcak ekmeğin kokusu, insanda iştah uyandırır. Ben bunlardan birisiyim.

    Juan Ramon Jimenez'in "Platero ile Ben" kitabındaki ekmeği anlatışını, üzerinden yıllar geçse de unutamam.

    Ülkemizde Ekmek başlıklı bölümde, tarihçe ve ekmek çeşitleri konusunda bilgi veriliyor.

    Osmanlı mutfağından ekmekle başlayıp, dünya mutfağından bütün ekmek çeşitleri konusunda tarifler bulabilirsiniz. Ölçütler konusu da uygulanabilir biçimde düzenlenmiş.

    Un çeşitlerini okuduktan sonra ekmek yapımında dikkat edeceğiniz hususlar yer alıyor.

    Ekmek kesme tekniklerinden fırın hazırlamaya kadar, ekmeği yapabilmeniz için mükemmel bir uygulama kitabı.

    Değişik tanımlarla çeşitlerinizi zenginleştirebilirsiniz.

    Ayrıca yazarın kendi yaratımı ekmek çeşitleri ile ekmekle yapılabilecek tatlılar da kitabın zenginleşmesini sağlıyor.

    Sanırım, az yenmekle birlikte değişik ekmekler yapma hem zevkli bir uğraş hem de damak tadını yenileme açısından ilgi çekici.

    Çok güzel fotoğraflarla süslenmiş bu kitap hiç kuşkusuz sizde yapma isteği uyandıracaktır.

    Mutfağınızda bulundurabileceğiniz, uygulayacağınız bir ekmek kitabı.

    KİTAPTAN

    Ekmeğin hikayesi

    Ekmeğin tarihi aslında medeniyetlerin tarihi kadar eskidir. Ekmek, insanoğlunun bilinen en eski ve önemli gıda maddesidir. Fakat ilkçağlarda yapılan ekmek, bugün bildiğimiz mayalı ekmek değildir. Su ve dövülmüş tahıldan yapılmış bir bulamacın kızgın taş üzerinde pişirilmesi ile yapılan bu mayasız yassı ekmekler, bugün Anadolu ve dünyanın değişik bölgelerinde yapılan tortille, bazlama, yufka gibi bazı ekmekleri anımsatmaktadır. MÖ 8-10 bin yıl önce Neolitik Çağda Mezopotamya ve Anadolu'da tarıma dayalı hayata geçiş başlamıştır. Bu döneme kadar buğday, arpa, darı, yulaf gibi ürünler yabani şekilde yetişirken, bu dönemde düzenli ekime başlanmıştır. (...)

    MÖ 4000 civarında bugünkü bildiğimiz anlamdaki ekmek, Eski Mısır uygarlığında yaratıldı. Kimi görüşlere göre bir rastlantı sonucu mayalanmış ekmek bulundu. Pişirilmek için bekletilen hamur, havada dolaşan yabani mayalı bitki tozlarının (spor), hamurun içine bulaşması sonucu ekşimiştir. Pişirildiğinde de kabarık bir ekmek ortaya çıkmıştır.(...)

    İstatistiklere göre bugün haftada iki kilo ekmek tüketen İtalyanlar, Yunanlılar ile birlikte Avrupa'nın en eski ekmek yapma geleneğine sahipler. Romalılar ekmek yapımını Yunanlılardan öğrenmişler ve asırlardır yapımı ev kadınları tarafından gerçekleştirilen ekmek yapımını geliştirmişlerdir. 50 çeşit ekmek yapan Yunanlılar, tahıl ve bereket tanrısı Demeter'in ayinlerinde merkez teşkil eden ekmeğe taparlardı. (...)

    Ekmek yapımı, Roma'da MÖ 25'lerde İmparator Augustus zamanında, 329 ekmekçi ile en yüksek noktasına ulaştı. Bu arada Alman ırkı Germenlerden ekmek hamuruna bira mayası katmayı öğrendiler. Bugün bile kullanılan, bir gün öncenin tuzsuz hamuruna üzüm mayası veya beyaz şaraba yatırılmış kepek katılarak yapılan ve "biga" (Bee-ga) adı verilen tekniği geliştirdiler.

    Ekmeğin içine Anadolu'dan ve Yunanistan'dan getirdikleri bir gelenek ile anason, fındık, peynir, susam, süt, yumurta, yağ ve bal ilave ederek ekmek yapımına çeşitler getirdiler.

    (...)

    Avrupa'da ekmeğin hangi undan yapıldığı bir statü göstergesi olmuştur. Beyaz ekmek üstünlük gösterir ve üst tabaka halk, yani soylular tarafından tüketilirdi. Fakirler ve suçlular ise siyah ekmek yerler ve bu durum statü farkını vurgulardı. Ne gariptir ki asırlar sonra insanlar siyah ekmeğin sırrını keşfettiler ve beyaz ekmekten mümkün olduğunca uzaklaştılar. Ekmek Avrupa'da birtakım olaylara ve hatta savaşlara yol açmış, insanların hayatında önemli roller oynamaya günümüze kadar devam etmiştir.

    DOĞAN HIZLAN'IN SEÇTİKLERİ

    Hakan Günday Azil Doğan Kitap

    Etiene Gilson Ortaçağda FelsefeKabalcı

    Fakir Baykurt Amerikan SargısıLiteratür

    Shelley Klein Tarihteki En Şeytan Kadınlar Erko

    İlke Boran - K. Y. Şenürkmez Çoksesli Batı MüziğiYK

     

     

    Gökhan Akçura'nın 13.05.2007 Star Gazetesi'ndeki Yazısı

    http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=120369

     

     

     

     
    Hitit usulü narlı koyun budu
    Yemek konusunda Hititler’den bu kadar çok şeyi miras almış olmamız gerçekten şaşırtıcı

    HİTİT usulü narlı koyun budu diye bir yemek var mı? Var olmasına da var ama elimizdeki kitabın bir yemek kitabı olmadığını da önemle hatırlatalım. Kitabın adı Anadolu’nun En Eski Yemekleri-Hititler ve Çağdaşı Toplumlarda Mutfak Kültürü.

    Münih Üniversitesi Hititoloji ve Eski Anadolu Dilleri Bölümü Başkanı Profesör Ahmet Ünal, kitabında bazı yemeklerin tarifini bulabileceğimizi, ama fazla da ümitlenmemizi söylüyor: ‘Hitit metinlerinde sözü edilen yemek tarifleri klasik yemek kitaplarındaki gibi ayrıntılı değildir; çünkü bu metinler yemek tarifleri vermek gayesiyle yazılmamıştır. Sözü edilen yemeğin içine hangi malzemelerin ne miktarda konacağı kesinlikle belirtilmez. Sadece tek bir çeşit madde ve bunun nasıl pişirileceği, yani bir kapta haşlanacağı veya kızartılacağı mı, yoksa açık alevde veya kömürde ızgara mı yapılacağı yazılıdır. Bu bakımdan Hitit yemek tariflerini uygulamak isteyen okuyucuların kendi fantezilerini de kullanmalarında yarar vardır, tabii fantezilere sınır koymak, aşırılılıklara kaçmamak suretiyle.’ Bu uyarının nedenini de açıklıyor. Bir yağ firması sergisinde Hitit yemek tarifleri uygulanmaya çalışılmış. Ama Hitit metinlerindeki bilgilere uymayarak, iyi tutsun diye etin üstüne hamur bulamacı ve margarin döktükleri için sonuç pek de iç açıcı olmamış!

    Ahmet Ünal’ın çivi yazılı tabletlerde yer alan binlerce ipucunu birbirine ekleyerek yazdığı Anadolu’nun En Eski Yemekleri, Hitit mutfağı konusundaki belki de ilk kitap. Çalışma hüzünlü bir bölümle açılıyor. Çevre ve doğal kaynakları nasıl artık neredeyse bütünüyle kaybettiğimizi, ormanların yerine çöllerden oluşan bir Anadolu’ya doğru hızla yaklaştığımızı görüyoruz. Sonra bu topraklarda yaşayan en eski halklardan biri olan Hititler’in yeme içme alışkanlıklarına geçiyoruz. Tabletlerde yer alan çeşitli yemek sofrası tasvirleri, Hititlerin sıkı bir et yiyici olduğunu gösteriyor. Ana tercihleri boğa, inek, koyun ve keçi. Ama tahıl da çok önemli. Boğazköy’de kapasiteleri 2 bin litreye ulaşan tahıl siloları yapan Hititler, sıkı ekmek tüketicileri. Metinlerde, 180’e yakın ekmek, pasta, börek ve un mamulünün adı geçiyor.

    BU MUTFAK ANADOLU’DA YAŞIYOR

    Konu ekmeğe gelince, daha ayrıntılı bir kitabın da, yine geçtiğimiz aylarda yayınlandığını söylemeden geçmeyelim. Güngör Karauğuz’un yazdığı bu kitap Hititler Döneminde Anadolu’da Ekmek adını taşıyor. Tarlanın sürülmesinden başlayarak hasata, oradan değirmenlere, fırınlara uzanan bir öykünün ayrıntılarını aktarıyor. Hitit metinlerini aktardığı için biraz daha zor okunsa da, bu konunun meraklıları için önemli bir kaynak.

    Dönelim Ahmet Ünal’ın kitabına. Kitabı okuyunca hayretle görüyoruz ki, birçok açıdan Hitit mutfağı bugün Anadolu’da hálá yaşıyor. Hititler deyince, unutmayalım ki, İsa’dan önce 2000’li yıllardan söz ediyoruz... Yazar yemeklerin kökeni konusu hakkında bugün yapılan polemiklerin anlamsızlığına da şöyle değiniyor: ‘Döner kebabın kökeni uzun yıllar Türkler ve Yunanlılar tarafından gereksiz yere tartışma konusu yapılmıştır. (...) Her insan topluluğu birbirinden bağımsız olarak, henüz dünyada Türkler ve Yunanlılar yokken bile eti ateşte çevirmişler ve döndürmüşlerdir; bunu da et yanmasın veya dengeli olarak pişsin diye yapmışlardır. Hititler bunawahnu, döndürmek, çevirmek derken, Türkler döner, Yunanlılar da gyros demişlerdir! Dikkat edilirse, tüm dillerde, dönmek, döndürmek, çevirmek fiili hákim unsurdur.’

    Yazıyı noktalarken Hitit usulü narlı koyun budunun tarifini de vereceğiz elbette. Görüleceği gibi (şu ara pek moda ya) füzyona açık, birkaç ipucundan ötesini aramayın: ‘Kurban edilen koyunun uzuvları parçalandıktan sonra ciğer ve yüreği açık ateşte kızartılır. Koyunun uyluk olması muhtemel kısmı nar taneleri ve (yağlı) kuşbaşı parçalarıyla yani et tıpkı bizim budunu bıçakla delip içine sarımsak veya iç yağı yerleştirmemiz gibi doldurulur ve tanrının huzuruna getirilir.’ Metin bu güzel hazırlanmış etin nasıl pişirildiğini belirtmiyor, ama aşçılıktan anlayan birinin, tencerenin kapağını kapatıp hemen fırına veya daha iyisi Konya usulü kuyuya indiresi geliyor. (Anlaşılıyor ki Yemek ve Kültür Dergisi’nin sahibi Musa Dağdeviren’le Ahmet Ünal hocayı yanyana getirmek gerekiyor). Afiyet olsun!

    13.05.2007

     

     

    Arkeoloji literatüründe genellikle “bin tanrılı halk” sıfatıyla anılan Hititler, panteonlarında bulunan çok sayıdaki tanrı nedeniyle gerçekten bu isme layık bir uygarlıktır. Anadolu’da MÖ II.bin yılın ortalarından itibaren organize ilk devleti kurarak tarihe geçen Hititlerin gündelik yaşantısı ve özellikle yeme-içme konusundaki davranış ve düşünceleri Mezopotamya ve Mısır halklarından sonra günümüze kalan en eski yazılı belgeler ve bunları çözen Hititologlar sayesinde bir dereceye kadar anlaşılabilir hale gelmiştir. Son yıllarda Hititler konusunda çıkan yayınların sayısındaki artış da Anadolu’nun bu özgün topluluğu hakkındaki bilgilerimizi daha da artırmıştır.
    (…)
    Bu konuda Türkçe ilk kitap olan ve Hititolog Yard.Doç.Dr.Güngör Karauğuz tarafından yazılan Hititler Dönemi’nde Anadolu’da Ekmek, tahılın Hitit kültüründeki yerinden başlayarak, tahıl hasadı, değirmenler, ocak ve fırınlar ile fırıncıları anlatan bölümlerle ilerlemekte ve etnoarkeolojik verilerden de yararlanarak ekmek yapım teknikleri, ekmek çeşitleri, ritüellerde ekmeğin yeri gibi bölümlerle oldukça kapsamlı şekilde ekmeğin Hititler’de ne anlama geldiği konusunu aydınlatmaya çalışmaktadır. Kitapta da söz edildiği gibi Hitit yeme-içme kültüründe ekmeğin oldukça önemli bir yeri vardır. Zaten Orta Anadolu gibi bir coğrafyada bulunup da tahıllardan özellikle de buğdaydan yararlanmadan yaşayabilecek bir toplum düşünmek olanaksızdır. Hitit metinlerinde geçen 180’den fazla ekmek çeşidi de bunun bir göstergesidir. Ancak sanılmasın ki, bu ekmeklerin hepsi yenmek için yapılmakta, bir başka deyişle gündelik yaşamda tüketimi olan ekmekler olabilmektedir.
    (…)
    Dolayısıyla konusunda hem arkeologlar hem de gastronomi ile uğraşanlar için bir kaynak kitap olabilecek niteliklere sahip Hititler Dönemi’nde Anadolu Ekmek meraklılarının kitaplığında yer alabilecek niteliktedir.
    (…)
    Hitit yeme-içme kültürü ile ilgili ikinci kitap ise bu yıl çıkan ve uzunca ismiyle dikkat çeken, Anadolu’nun En Eski Yemekleri-Hititler ve Çağdaşı Toplumlarda Mutfak Kültürü isimli kitaptır. Bir Hititolog olan Prof. Dr. Ahmet Ünal tarafından yazılan kitap yine konusunda ilk Türkçe eser olmakta ve Harry Hoffner tarafından 70’li yıllarda yazılmış Hitit mutfak kültürü hakkındaki kitaptan sonra (Alimenta Hethaeorum; food production in Hitit Asia Minor, American Oriental series) geçen zaman içinde biriken yeni bilgilerle güncellenmiş bir eser olarak dilimizde yayınlanmış olması da övünülecek bir olaydır.
    (…)
    Konuya dönecek olursak; Hitit belgeleri arasında bulunan özellikle kurban ritüelleri ve diğer dini metinler ile, büyü ile ilgili belki de tıp metinleri olarak da adlandırılabilecek metinler, şölenler ve  bayramlarla ilgili metinler, yeme-içme konusunda dolaylı bilgiler içerdiğinden yazar bu bilgileri değerlendirerek bir sonuca varmaya çalışmıştır. Zaten yazarın doğrudan yemek tariflerinin üretilemeyeceğine olan inancı ve dolaylı bilgilerle Hitit mutfak kültürü hakkında bazı bilgiler üretme zorluğu kitabın ilk bölümlerinin daha çok yemeğin mutfakta pişirilmesi ve mutfaktan masaya ya da tabağa gelmesinin öncesi ile ilgili olan toprak mülkiyeti, buğday ve diğer tarım ürünleri, hayvancılık, hayvan kesme şekilleri gibi konularla ilgilidir. Kitabın adının çağrıştırdığı ve umut ettirdiği bölümler ise haklı olarak oldukça kısa geçilmiştir. Bununla birlikte et yemekleri, çorbalar ve sebze yemekleri ile bira, şarap üretimi ve tuz kullanımı konuları yine de aydınlatıcı bilgiler içermektedir. Ayrıca mutfak ile ilgili yapılar, çanak çömlekler, fırın ve ocaklar ile lokantalara (?) da değinilmiştir. Yazar arkeobotanik ve arkeozoolojik verilerden de yararlanmış ve söylem biçimindeki bazı sertliklere karşın Hititleri bir bütün olarak anlamak isteyenleri aydınlatıcı bir eser ortaya çıkarmıştır. Hititlerin aşırı lükse kaçmayan ve Sparta disipliniyle eğitilmiş, mütevazı insanlar olduğunu belirttikten sonra söyledikleri ise söylem analizi açısından değerlendirildiğinde cinsiyet ayrımcılığı eleştirisiyle karşılaşabilecek niteliktedir. Lüks içinde yaşamayan ve aşırı tüketmeyen toplumları Caesar’dan alıntı yaparak “feminize” olmamış toplumlar olarak tanımlarken (s.142) Hititleri de bunlara benzetmekte ve üstü örtük biçimde cinsiyet ayrımcılığı yapmaktadır. Bu konuyu söylem analizi yapanlara havale edip kitaba dönecek olursak, sonuç olarak ortada kimsenin hakkını yiyemeyeceği bir emeğin ürünü vardır ve yazarını kutlamak gereklidir. Gerçekten Hititleri her yönüyle anlamak isteyenler sadece Hitit tarihi, yasaları, çanak çömleği gibi genel konular üzerine yazılan kitapların yanı sıra bu kitabı da mutlaka okumalıdır.

     

    BİN TANRILI HALKIN MUTFAĞI

    Dr. Ahmet Uhri

    MAKALENN ALINDIĞI YER:

    http://209.85.135.104/search?q=cache:xIWGk5K_81AJ:www.metro-tr.com/servlet/PB/menu/1071537/index.html+metro+karau%C4%9Fuz&hl=tr&ct=clnk&cd=1

     

     

    Bir Hititli'nin Sofrasına Konuk Olmak- Onunla Aynı Ekmeği Paylaşmak

     

     

    Senin sandığın gibi olmuyor işte, demişti babam.

    Ben ona sadece arkeolog olmayı istediğimi söylemiştim oysa.

    Umutsuz ve umut kırıcı girişinden sonrası ise şöyleydi: “Öyle senin hayal ettiğin gibi kazılara gezilere tüm arkeologlar gitmiyor işte! En iyi ihtimalle Anadolu’da bir yerlerde bir müzenin müdürü olursun. Masa başında geçer hayatın.”

    Henüz kafa kâğıdım 16 yıllık. Akıl kağıdım ise belirsiz. Akıl denen şey tecrübelerle oluşuyorsa eğer, hayatım için kararlar almak adına başkalarının aklına öylesine muhtacım ki. Üstelik aklımın olması gereken yerde – aslında onun biraz üstünde püfür püfür kavak yelleri esmekte. Hititler, Asurlar, Frigler, Urartular iyi de, masa başında dirsek ve ömür tüketmek kötü diyorum kendime.

    Siliyorum aklımdaki tercih formundan arkeolojiyi.

    Hukuk yaz diyorlar bana, hakkımı çok iyi koruyormuşum, hâkimi bezdirirmişim, müvekkilimi illaki galip kılarmışım falan filan.

    Karanlık adliye koridorları geliyor gözümün önüne. Anadolu’da toprağa toza bulanmış bir halde eski medeniyetlere dokunmak varken elimde narin fırçalar ve mini kazmalarla—loş bir odada karışık bir masa ardında MÜDDDÜR olarak oturmak kadar berbat geliyor o koridorlar bana.

    Yazıyorum ama ölü tercih.
    Kimse bilmiyor bunu.
    Gölgem bile.
    Kendime bir gençlik sırrı veriyorum; sayesinde ne kadar çok para kazanabilecek olsam da avukatlığı kendi listemde ölüme tercih ettiğimi.

    Henüz kazanılmamış paracıkların ardından hüzünlenmiyorum da ,
    elimden düşen kazma ile fırçaya,
    yüzüme değemeden ait olduğu yerde kalan kazı alanı toprağına kederleniyorum.

    O günden sonra hep tarih kurcalıyorum, harabelerde arıyorum kaybettiğim ruhumu.

    Ve kendimi hep sıkıcı bir müze müdürü olmamak fikri ile avutuyorum.
    Seneler sonra ise her arkeoloji mezununun müddddüüür, her müddddüüürin de masa başı tozu ile oyalanmadığını görüyorum.
    Pişmanlık?
    Bilemiyorum.
    Her ikimiz de haklıydık çünkü.
    Fakat ben yine de tarih kokan şeylere gönül kaydırıyorum.

    Veee
    Ve geçenlerde bir kitap buluyorum.
    Henüz siparişini vermesem de kitap için çok heyecan duyuyorum- size de tanıtmak istiyorum.

    Güngör Karauğuz'dan değerli bir çalışma bu. Sonrasını internetten bulduğum tanıtım yazılarından aktarayım size.

    "Bu ilginç çalışmada, Hitit çiviyazılı kaynakları ele alınarak, Anadolu'da bugün tüketilmekte olan yerel ekmeklerle Hitit ekmekleri arasındaki bağlantılar araştırılmaktadır.

    Hitit Dönemi'nde ekmeğin, tarlanın sürülmesinden itibaren geçirdiği tüm evreler çiviyazılı metinlerden takip edilerek incelenmektedir.

    Hitit ekmek çeşitleri ile bugün Anadolu'da tüketilen ekmek çeşitleri arasındaki yakın benzerlikler konusunda ilginç veriler ortaya konmaktadır.

    Ayrıca Hitit bayram ve kült törenlerinde hangi ekmeğin ne oranda tüketildiği, bayram ve ritüel kutlamalarında hangi tanrı için özel olarak yapıldığı araştırılmaktadır.

    Sadece tanrıya sunulduğu düşünülen ekmek çeşitleri ile bu ekmeklerin hangi kutsal mekanlarla ilintili olduğu da irdelenmektedir."

    Satın almak için Ideefixe'den veya herhangi bir online kitapçı'dan faydalanabilirsiniz.

     

    MAKALENİN ALINDIĞI YER:

    http://ekmekkokusu.blogspot.com/2007/09/bir-hititlinin-sofrasna-konuk-olmak.html

     

     

     

    Son yıllarda Hitit Tarihi ve Arkeolojisine artan ilgi kendini, yayınlanan kitap ve makalelerde göstermeye başlamaktadır. Bu alandaki çeviri kitapların yanı sıra, ülkemizde de bu alana ait kitapların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Çünkü kendi coğrafyamızda kurulmuş eski büyük devletlerin tarih ve kültürünü artık çeviri kitaplardan takip etmek bizleri tatmin etmemektedir. Anadolu gibi her anlamda zengin bir coğrafyada hüküm sürmüş olan eski devletlerin kültürlerinin izlerini hiç kuşkusuz günümüzde de bulmak mümkündür. Hitit Tarihi ve Arkeolojisi üzerine yapılan araştırmalar bu kültür birikiminin detaylarını ortaya koymak açısından oldukça büyük önem arz etmektedir. Ayrıca ele geçen Hitit çivi yazılı belgeler sayesinde Anadolu’da bugün var olan bir çok kültür unsurunun izlerini geçmişte bulmak daha da kolay bir hale gelmektedir.

    Eski Anadolu Tarihi ile ilgili kitap ve çalışmaları bulunan Karauğuz, bu eserinde Hitit çivi yazılı kaynakları ele alarak, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde bugün tüketilmekte olan yerel ekmek çeşitleriyle Hitit döneminde günlük yaşamda kullanılan ekmekler arasındaki bağlantıları saptamaya çalışmıştır. Bunu yaparken kimi zaman günümüz ekmeklerinden yola çıkmıştır. Sonuçta günümüz ile Hitit Dönemi Anadolu’su arasında kullanılan ekmekler bakımından bir takım benzerliklerin bulunduğu gösterilmeye çalışılmıştır.

    Kitapta, Sunuş, Önsöz ve Giriş kısımlarından sonra 5 ana başlık altında “ekmeğin, tarlada başlayıp tüketilmesine kadar geçirdiği evreler ile Hitit bayram ve kült törenlerinde hangi ekmeklerin ve bunların ne oranda tüketildikleri, ritüel ve bayramlarda bu ekmeklerin hangi tanrı için yapıldığı ve tanrılarla ekmekler arasındaki büyük ilişki” incelenmiştir. Eserin daha sonraki bölümleri Sonuç, Dipnotlar, Dizin, Kısaltmalar, Transkripsiyon ve Diğer Yerlerde Kullanılan İşaretler, Gramere Ait ve Diğer Kısaltmalar, Kaynakça ve ek halindeki levhalardır.

    Ziraat ile geçinen Hitit toplumu için mahsul çok önemliydi. Yetiştirilen ve tarladan kaldırılmayı bekleyen ürünü her şeyden önce öğütmek için onları değirmenlere göndermek zorunluydu. Buralarda öğütülen unlardan çok çeşitli ve değişik boyutlarda ekmekler pişirilmekteydi. Fırınlarda pişirilen bu ekmekler çoğu zaman bayram törenleri ve ritüellerde Tanrılara sunulurdu. Hem tanrılara sunulan hem de başka amaçlar için kullanılan ekmekler değişik şekillerde (çubuk, yuvarlak, üzüm salkımı,kuş, tanrı heykelcikleri) yapılmaktaydı, ayrıca bu ekmeklerin boyut ve ağırlığı küçüktü. Ekmeğin tedavi amaçlı kullanılmasının yanı sıra kederli günler için yapılmış ekmekler de tespit edilmiştir. Ayrıca sayfa 160’daki Sonuç kısmında belirtildiği gibi, Hitit dünyasında ekmeğin paylaşılmasına büyük önem verilmiş ve kıtlık zamanlarında paylaşılmak üzere  tumati- ve piiantalla/i- gibi ekmeklerini de tüketildiği belirtilmiştir.

    Eserde bahsedilen bu bilgilerden de anlaşıldığı üzere, Hitit bayram ve kült törenlerinde ekmeğin çok önemli olduğu bir gerçek olmasına rağmen, Hititler döneminde yüzeliden fazla ekmek çeşidinin var olması hiç kuşkusuz sadece tanrılar ile ilgili olamazdı. Bu kadar çok ekmek çeşidinin olması, onların yiyecek kültürünü de göstermektedir. Çeşitli ebatlarda yapılan ekmekler insanların günlük yaşamının da bir parçasıydı.

    Kitapta, konuyla ilgili Hitit çivi yazılı metinlerin Türkçe tercümelerinin ve kült törenlerinde hangi ekmeğin ne oranda kullanıldığını gösteren tabloların bulunması konunun daha iyi anlaşılması bakımından oldukça iyi düşünülmüştür. Yine Hititler döneminde kullanılan ekmekler ile günümüz Anadolu’sundaki ekmekler arasındaki yakın ilişkinin ortaya konulmaya çalışılması eseri önemli kılmaktadır. Hitit çivi yazılı metinlerdeki anlamı bilinen ve bilinmeyen (ama ekmek olduğu tahmin edilen) ekmeklerin hepsinden bahsedilmesi da ufak bir “Hitit ekmek sözlüğü”nün ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Son olarak kitap, bu alanda yapılmış tek bilimsel eser olması ve Hititler için büyük önemi olan ekmek ile ilgili büyük bir bilgi eksikliğini gidermesi ile bu alanda büyük bir boşluğu dolduracaktır. Kitap ile ilgili söylenebilecek olumsuz şeylerden biri, bilimsel inceleme olmasını bir kenara koyarsak, konunun, bu tarz eserlere ilgili olan sıradan okuyuculara ağır ve sıkıcı gelen bir çerçevede işlenmesi, diğeri ise kitabın çoğu kimsenin alamayacağı kadar pahalı olmasıdır (28 YTL).

     

    Kitabın kimliği:

    Güngör KARAUĞUZ, Hititler Döneminde Anadolu’da Ekmek, 263 sayfa ve 5 levha, İstanbul 2006, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, ISBN 975-6561-76-9.

     

    Gökhan KAĞNICI

     

    Bu tanıtım yazısı şurada yayınlandı: Tarih İncelemeleri Dergisi, Volume XXII, Sayı:2, Aralık 2007, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları.

     

    MAKALENİN ALINDIĞI YER:

    http://tarihokulu.blogcu.com/7098251

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    AŞAĞIDAKİ LİNKE TIKLAYINIZ .....

     

    http://www.the.british.museum/bmsaes/issue6/pdfs/Singer.pdf

     

    0 yorum :: yorum bırak :: <%TrackbackCount%> trackbacks :: trackback url<%TrackbackRDF%> :: link
    <%TrackbackTitle%>
    tarih: <%TrackbackDate%> <%TrackbackTime%> url: <%TrackbackBlogName%>
    sil <%TrackbackExcerpt%>

    <
    DERS NOTLARI

    Image Hosted by ImageShack.us

    MÜZİK

    LINKLER

    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us

    KITAPLARI
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    Image Hosted by ImageShack.us
    DIGER BILIMSEL YAYINLARI
    Image Hosted by ImageShack.us

    ELESTIRI ve GORUSLERINIZ
    Image Hosted by ImageShack.us
    karauguz@msn.com
    HAKKINDA
    Image Hosted by ImageShack.us
    1966'da Devrek'te doğdu. Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Hititoloji Bölümü'nü bitirdi. 1989-1993 yılları arasında Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler, Genel Müdürlüğü Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nin çiviyazılı tablet seksiyonunda Müze Araştırmacısı ünvanı ile çalıştı. 1993 yılında Selçuk Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Eskiçağ Tarihi Anabilim Dalı'na Araştırma Görevlisi olarak atandı. Aynı anabilim dalında 1996 yılında yüksek lisansını, 2000 yılında doktorasını tamamladı. 1993 yılından beri yürütülen Konya Bölgesi Arkeolojik Yüzey Araştırması Projesi'nde ekip üyesi olarak yer aldı. 2001 yılında T.C.Başbakanlık Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı bünyesinde, Moğolistan'daki Türk Anıtları Projesi kapsamında Bilge Kağan Külliyesi kazılarına katıldı. 2004 yılından itibaren Zonguldak Arkeolojik Yüzey Araştırma Projesi'ni, proje başkanı olarak yürütmektedir. 2005 yılında Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Eğitimi Anabilim Dalı Yard.Doç. kadrosuna atandı. 2007 yılında Doçent oldu. Selçuk Üniversitesi'nde aynı anabilim dalında görev yapmaktadır.